1978 yılında Ankara da doğan Gülay, evli ve 10 yaşında bir oğlu var. Anne ve babası ilkokul mezunu. Maddi imkansızlıklar yüzünden okuyamamış o da... Ardından aile baskısı ve içinde yıllar yılı gömülü kalan okuma sevdası! çevrenin de çok büyük etkisi olduğunu söylüyor bu süreçte..
İki kız, bir erkek toplam üç kardeşler. Maddi imkazsızlığa rağmen erkek kardeş okutuluyor üstelik lisanas eğitimi üniversite mezunu. Kızlara gelince onlar diğerleri gibi okumasada olur düşüncesiyle ikinci planda kalan mağdurlar..
İstanbula taşınıyorlar; derken çalışma hayatı da başlıyor. 1997'de evlilik ve üç yıl sonra oğlu dünyaya geliyor. Aradan üç yıl daha geçiyor, sonra kendi işlettikleri bir yemek salonunda çalışmaya başlıyor yeniden.
Oğlu okula başlamadan önce, 2003'de kendisi Açık İlköğretime kayıt yaptırarak ortaokulu hiç sene kaybı olmadan takıntısız geçmiş. Diplomasını alır almaz hiç vakit kaybetmeden Açık Liseye kaydolmuş ve 1.sınıf bitmek üzere...Son sınavlar olacak yakında!
Oğlunun sorduğu soruları yanıtlayamamaktan çok korkan Gülay, çocukla iletişim kurabilmek için aynı dili kullanmak gerektiği bunun içinse onların çağını yaşamak gerektiğini savunuyor. Yani kendisini geliştirmedikçe bu çağa ayak uydurmanın, bilginin gerisinde kalınca da oğluyla iletişimin kolay olmayacağı kanısında.
çalışmaya başladıktan sonrakişilerin yenilenmeye daha çok ihtiyacı olduğunu farketmiş. Bunların üstesinden gelmenin tek yolu ise eğitimini tamamlamak ve daha yukarılara çıkabilmek. Okullu olduktan sonraki farklılıklar çok açık belli...
"Hayata bakışım, yaşayışım ve yorumum değişti. Kendimi eskisinden mutlu hissediyorum ve hayata daha sıkı bağlandım. Bu da hem ailemde hem de iş yaşamımda pozitif etkiler yaptı. Başarımı pekiştirdi" diyor.
Kadınlara önerileriniz varmı diye sorduğumuzda;" Okumak için sormasınlar, yapsınlar ve yapıyorum desinler. Okumak için izin istemesinler. Zaten okumak her Türk vatandaşının hakkı. Sonuçta kötü birşey yapmıyorlar. İzin istediklerinde zaten kendi söz haklarını kaybetmiş olmuyorlar mı?"